Bir Temas Biçimi Olarak Yaprak
Bir Temas Biçimi Olarak Yaprak
Bir Temas Biçimi Olarak Yaprak
Orhan Veli’nin şiirinde kahramanlar yoktur; gündelik hayatın sıradan insanları vardır. Bir evde oturan, bir işte çalışan, ıspanağı sevip puf böreğine biten bir halk. Bu sıradanlık bir eksiklik değil, bilinçli bir tercihtir. Şiiri, halkı temsil etme iddiası taşımaz. Konuşma dilini, deyimleri ve hayatın gündelik ritmini merkeze alarak halkbilimini bir disiplin olarak değil, bir temas biçimi olarak kurar. Bu şiir anlayışı, yalnızca metinlerde kalmaz; kendine bir dolaşım alanı da arar.
Orhan Veli’nin şiiri Varlık ve yedi gün gibi dergiler aracılığıyla geniş bir okurla buluşur. Ancak şiir anlayışının bilinçli bir yayın pratiğine dönüştüğü mecra Yaprak olur. 1949-1950 yılları arasında yayımlanan Yaprak, şiirin ve yazının dar bir edebiyat çevresinden ziyade gündelik halk içerisinden gelen okura seslenebileceği bir alan olarak tasarlanmıştır. Benimsenen dil, Orhan Veli’nin şiir diliyle paralel biçimde süssüz, doğrudan ve konuşmaya yakındır. Bu tercih, edebiyatın “yüksek” bir alandan çıkarılıp gündelik hayatla temas eden bir zemine taşınması anlamına gelir. Şiirin okurla kurduğu bu temas biçimi kamusal ve siyasi bir tutuma da dönüşür. Bu yayın pratiği ile Orhan Veli’nin şairliğinin yanı sıra fikir adamlığı da görünür hâle gelir.
Yaprak’ın şiiri kamusal bir tutumla buluşturduğu anlardan biri, Nâzım Hikmet meselesidir. Melih Cevdet, Oktay Rıfat ve Orhan Veli derginin 15 Mayıs 1950 tarihinde yayımlanan 26. Sayısında “Nâzım Hikmet Meselesi” başlıklı bir yazı yayımlarlar. Yazıda, Nâzım Hikmet’in kendisine kanunsuz olarak verilen bir cezanın kanun yoluyla düzeltilmemesi karşılığında açlık grevine karar verdiği belirtilir. Nâzım’ın açlık grevinin onuncu gününde, iki gün süreyle kendileri de aç kalmaya karar vermişlerdir. Bu tutum bir kahramanlık anlatısı olarak değil, temsili ve zorunlu bir müdahale olarak tanımlanır. Memlekette şairlerin günlerce aç kaldığı hâller, ne yazık ki az rastlanır değildir.
Yaprak’ın yayımlanma koşulları da bu gerçeklikten bağımsız değildir. Orhan Veli’nin Kardeşi Adnan Veli Kanık’ın anlatısına göre derginin yazılarının büyük bir bölümünü Kanık kaleme alır; mürekkebini ve kağıdını kendisi temin eder, mizanpajını kendi yapar. Dergiyi bizzat dağıtır, postaya kendi götürüp verir. Yirmi sekiz sayı süren dergi yayın hayatı boyunca Yaprak, Orhan Veli’ye beş kuruşluk bir gelir bile sağlamaz.
Yaprak’ın bütün bu yükü, büyük ölçüde Orhan Veli’nin kişisel emeği ve varlığı üzerinden taşınır. Bu nedenle Orhan Veli’nin 14 Kasım 1950’deki ani ölümü, yalnızca büyük bir şairin kaybı değil, Yaprak’ın da fiilen sonu olur. Orhan Veli’nin ardından yayımlanan Son Yaprak, bir dergiyi sürdürme girişimi olmadan bilinçli bir veda niteliği taşır. Orhan Veli, yalnızca bir şair olarak değil; şiirini, dergiciliğini ve hayatını birbirinden ayırmadan yaşamış olarak anılır. Böylece Yaprak, Orhan Veli’nin şiirinde olduğu gibi, büyük iddialarla değil; yaşadığı hayatın içinden, sessizce tamamlanır.








0 Yorum