Gölgenin Altında Kalan Sesler ve Bugünün Çatlak Gerçekliği
Gölgenin Altında Kalan Sesler ve Bugünün Çatlak Gerçekliği
Gölgenin Altında Kalan Sesler ve Bugünün Çatlak Gerçekliği
Kalabalığın içinde yürürken, herkesin kendi iç sessizliğiyle boğuştuğu bir çağdan geçtiğimizi fark ediyorum. İnsanların yüzünde aynı ifade: yorgunluk, bıkkınlık ve belirsizlik..
Sanki hepimiz, birbirimize benzeyen ama kimseye temas etmeyen bir kalabalığın üyeleriyiz. Bireysel yorgunluk ile toplumun yorgunluğu artık birbirinden ayırt edilemeyecek kadar iç içe geçmiş durumda. Modern insanın en büyük yanılgısı da burada başlıyor: Kendi içindeki çatlakları yalnızca kendisine ait sanması.
Oysa bireyin kırılganlığıyla toplumun kırılganlığı aynı toprağın iki farklı çatlağıdır.
Birindeki sarsıntı mutlaka ötekini de etkiler. Kendine Kayıtsızlık: Sessiz Bir Uçurum Bugün etrafımıza baktığımızda, herkesin kendisinden kaçtığı bir dönem görüyoruz. Kaçtığımız şey çoğu zaman hayatın kendisi değil; hayatın bizden talep ettiği yüzleşmeler.
Kendimizle konuşmaktan yorulan, duygularını bastırmayı bir tür "hayatta kalma stratejisi" haline getiren bir toplum olduk. Kayıtsızlık yeni bir konfor alanı gibi sunuluyor. Sanki duyguları saklamak güç göstergesiymiş gibi..
Oysa gerçek güç, kendi iç gerçeğinin karşısında durabilmektir. Ama çoğumuz bunu yapmıyoruz; çünkü yüzleşmek acıtıyor, sorgulamak yıpratıyor, derine inmek tehlikeli geliyor. Bugünün en büyük problemi, insanların yüzey de yaşamayı alışkanlık hale getirmesi.
Derinliğe yer yok; düşünmeye ise kimsenin vakti!
Toplumsal kırılmanın fotoğrafı bu bireysel kopuş sanıldığından çok daha politik bir mesele.
Yalnızlaşma sadece psikolojik bir durum değil; bir yönetim biçimi, bir sistem üretimi. İnsan yalnızlaştıkça direnç kırılır. Kabulleniş artar. “Bana dokunmayan yılan” kültürü yaygınlaşır. Ve tam bu noktada toplum, en çok ihtiyaç duyduğu ortak bilincin bütün ağırlığını yitirir. Ekonomik krizler, sosyal adaletsizlikler, günlük hayatın baskısı…
Hepsi bir araya gelince ortaya çıkan şu: Umutsuzluğun normalleştiği bir yaşam düzeni ve en tehlikelisi, buna alışmamız.
En Radikal Eylem: Kendine Bakmak Bugünün dünyasında insanın kendisiyle gerçek bir ilişki kurması neredeyse politik bir eylem kadar radikal hale geldi. Çünkü toplum bizden hızlı olmamızı, sessiz kalmamızı, düşünüp gecikmememizi istiyor.
Düşünürsek fark ederiz; fark edersek rahatsız oluruz; rahatsız olursak değiştirmeye kalkarız. Bu yüzden kendimize dönmek, yüzleşmek ve sorgulamak artık sadece kişisel bir çaba değil; toplumsal bir direnç biçimi.
Gerçeğimizi saklayarak ilerlemeye çalışıyoruz; ama sakladığımız her şey bir gün karşımıza daha büyük bir yük olarak çıkıyor. Kendimize söylediğimiz küçük yalanlar, toplumun bize dayattığı büyük yalanlarla birleşince dev bir karanlık yaratıyor.
Son Söz Yerine: Gölgenin Yerini Bilmek Türkiye’nin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik atmosferde bireysel ve toplumsal kırılganlıkların böylesine görünür hale gelmesi aslında bir çağrı niteliğinde. Bir şeylerin değişmesi gerektiğini hepimiz hissediyoruz, ama kimse nereden başlayacağını bilmiyor. Belki de en doğru başlangıç, gölgeyi tanımak.
Karanlığın nere den geldiğini anlamak ve en önemlisi: Işığın nerede olduğunu fark etmek. Çünkü bir toplum ancak kendi gerçeğiyle yüzleştiğinde değişir.
Bir insan da öyle.








0 Yorum