Kapitalin Gölgesinde: Kadınların Psikolojik Yükü Kapitalist sistem
Kapitalin Gölgesinde: Kadınların Psikolojik Yükü Kapitalist sistem
Kapitalin Gölgesinde: Kadınların Psikolojik Yükü Kapitalist Sistem
Kapitalin Gölgesinde: Kadınların Psikolojik Yükü Kapitalist sistem, bireyleri bir makinenin dişlileri gibi öğütürken, kadınlar bu çarkların en ağır yükünü taşıyor. Toplumun cinsiyetçi iş bölümü, kadınları hem üretimde hem de yeniden üretimde sömürerek anksiyete ve panik atak gibi psikolojik sorunların temelini atıyor.
Kadınların zihinsel sağlığına yönelik bu tehditler, yalnızca bireysel bir mesele değil, düzenin sınıfsal ve cinsiyetçi yapısının bir yansımasıdır. Kadınlar, kapitalist toplumda çifte sömürüyle karşı karşıya. Fabrikada, ofiste ya da hizmet sektöründe ücretli emekçi olarak çalışırken, aynı zamanda evde ücretsiz emek sunan bir işçi konumundalar. Çocuk bakımı, ev işleri, duygusal destek sağlama gibi görevler, kadınların sırtına yüklenmiş “görünmez” bir sorumluluk.
Bu ataerkil düzenin, kapitalizmin kadınları hem ekonomik hem de duygusal olarak tüketen bir tuzağı.
Sürekli “yeterli” olma baskısı, zihni bir savaş alanına çeviriyor. Anksiyete, bu bitmeyen talepler karşısında bedenin ve ruhun isyanı gibi ortaya çıkıyor; panik ataklar ise bu isyanın en yoğun çığlıkları. Kadınların psikolojik çöküşü, bireysel bir zayıflık değil, sistemin yarattığı bir sonuçtur.
Kapitalizm, bireyi yalnızlaştırarak ve rekabete zorlayarak dayanışma ruhunu yok eder. Kadınlar, bu yalnızlıkta kendi mücadelelerini “kişisel” sanır; oysa bu, kolektif bir sorundur. Örneğin, bir kadın iş yerinde mobbinge uğrarken, aynı anda evde “iyi bir anne” olma beklentisiyle boğuşuyorsa, bu onun “başarısızlığı” değil, düzenin ona dayattığı çelişkilerin sonucudur. Medya, reklamlar ve popüler kültür, kadınlara “her şeye yetebilecek” bir süper kahraman imajı satarken, bu imajın ardında kapitalist tüketim kültürünün kâr hırsı yatar. Bu döngüyü kırmak için ne yapmalı? Kadınlar, iş yerlerinde, sendikalarda, mahallelerde ve dayanışma ağlarında bir araya gelerek bu yükü paylaşabilir. Ruhsal sağlık hizmetlerine erişim, özel sektörün kâr odaklı kliniklerinden çıkarılıp kamusal bir hak hâline getirilmeli.
Toplumun yeniden üretim yükü, yalnızca kadınların omzuna değil, tüm topluma dağıtılmalı; kreşler, ortak mutfaklar ve kolektif bakım sistemleri gibi çözümler, kadınların zihinsel yükünü hafifletebilir. Dahası, kapitalizmin dayattığı bireysellik yerine, dayanışmacı bir kültür inşa edilmelidir.
Kadınların anksiyetesi, sadece onların değil, tüm emekçilerin mücadelesinin bir parçası. Kapitalist sistemin çarkları arasında sıkışan zihinler, ancak örgütlü bir uyanışla özgürleşebilir. Kadınların psikolojik sağlığı, sınıfsız ve cinsiyetsiz bir dünya kurma mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır. O dünya, sadece bir hayal değil, hepimizin ortak çabasıyla inşa edilecek bir gerçekliktir.








0 Yorum