E-Ticaret Paketleri
Telefon
WhatsApp
Suriye: Normalleştirilen Yıkım ve Bir Davet

Suriye: Normalleştirilen Yıkım ve Bir Davet

Suriye’de yaşananlar artık bir savaş başlığı değil; bilinçli biçimde sıradanlaştırılmış bir yıkımdır. Yıllardır süren çatışmalar, yalnızca bombalarla değil, sessizlikle ve kabullenişle derinleştirilmiştir. En büyük tahribat kentlerde değil, insan hayatının değersizleştirilmesinde yaşanmıştır. Bugün Suriye’de “istikrar” adı altında sunulan her gelişme, gerçekte yeni bir güvencesizliğin kapısını aralamaktadır.

Ülkenin kaderi, halkın iradesinden çok, bölgesel ve küresel güçlerin çıkar hesaplarıyla belirlenmektedir. Bu tablo, Suriye’yi bir çözüm alanı değil, kalıcı bir kriz coğrafyasına dönüştürmüştür.

Yıkımın sürekliliği, tesadüf değil; tercihlerin sonucudur. Savaşın bu noktaya gelmesinde dış müdahalelerin, vekâlet ilişkilerinin ve meşruiyeti tartışmalı silahlı yapıların belirleyici rolü vardır. Bu yapıların varlığı, barışı mümkün kılmak bir yana, çatışmayı derinleştirmiş; Suriye halkını daha da korumasız bırakmıştır. Ülkenin parçalanması, güvenliğin sağlanması olarak sunulurken, aslında hem Suriye’nin hem de bölgenin daha kırılgan hâle geldiği gerçeği göz ardı edilmiştir. Zamanla bu durum olağanlaştırılmıştır.

Bombardımanlar sıradan bir haber başlığına, zorunlu göç sayılara, ölümler istatistiklere indirgenmiştir. Oysa alışmak, bu yıkımın en tehlikeli aşamasıdır. Çünkü alışıldığında, itiraz da zayıflar; sorumlular görünmez hâle gelir.

Suriye’de yaşananlar, askeri çözümlerin siyasi bir çıkış üretmediğini bir kez daha göstermektedir. Silahların konuştuğu her an, sivillerin sesi biraz daha kısılmakta; yaşam hakkı, pazarlık konusu hâline gelmektedir. Güvenlik söylemiyle yürütülen politikalar, halkların güvenliğini değil, belirsizliği büyütmektedir.

Bu yıkımın en ağır bedelini, her zaman olduğu gibi savunmasız olanlar ödemektedir. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar; yerinden edilmiş, yoksulluğa ve güvencesizliğe mahkûm edilmiştir. Eğitim ve sağlık sistemlerinin çöküşü, geçici bir kriz değil; bilinçli bir ihmalin sonucudur.

Suriye halkına sunulan hayat, yaşamak değil, hayatta kalmaktır. Suriye, bugün yalnızca bir ülke değil; çağımızın siyasal ve ahlaki sınavıdır. Kimlerin yıkımı durdurmak istediği, kimlerin bu yıkımı yönetilebilir bulduğu açıkça ortadadır. Sessizlik tarafsızlık değildir. Sessizlik, yıkımın sürmesine verilen örtük bir onaydır.

Bu nedenle Suriye üzerine konuşmak, yalnızca dış politika tartışması değildir. Bu, insan hayatının hangi koşullarda gözden çıkarılabildiğini sorgulama meselesidir. Halkların iradesini yok sayan, silahlı güçleri çözüm gibi sunan ve yıkımı normalleştiren her yaklaşım, bu felaketin ortağıdır.

Bugün başka bir ses yükseliyor: “Dalgaları karşılayan gemiler gibi, karanlığa meydan okumak.” 1 Şubat Pazar günü Ankara’da bir araya gelinmesi çağrısı yapılan etkinlikte, hâlihazırdaki karanlıktan çıkış yolları konuşulacak ve aydınlık bir gelecek için fikirler paylaşılacak. Üzerimize “dalga dalga gelen” emperyalizm, savaş, göç, yoksulluk gibi sorunlara karşı birlikte durmanın yolları aranacak; sözlerle ve sanatla dayanışma örülecek. Çünkü Suriye’de olan biten, yalnızca orada kalmaz; görmezden gelindikçe her yere taşınır. Ve bu tabloda sessiz kalmak yerine, yan yana durmak; sesimizi ortaklaştırmak ve örgütlenmek, bir araya gelme iradesini somutlaştırmak en güçlü yanıttır.

Birlikte buluşmak, konuşmak ve eyleme geçmek için bir davet vardır — 1 Şubat Pazar günü, saat 15:00’da Ankara’da. Orada birlikte durmak, sözümüzü ortaklaştırmak ve yeni yollar aramak için bir çağrı yükseliyor.

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!